Banka Hesapları Bağış Yap

Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nde

Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nde

Kudüs Dostları Derneği olarak, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Şahsiyetten Medeniyete Kulübü tarafından düzenlenen “Filistin Davamız ve Kudüs” başlıklı programa katıldık.

Veresiye Defterinden Gönül Köprüsüne: Unutulmuş Bir Osmanlı Zarafeti "Zimem Defteri"

Medeniyetimiz, sadece taş binalar veya fetihlerle değil, en çok da insana verdiği değer ve inşa ettiği "şefkat toplumu" ile yükselmiştir. Özellikle Ramazan ayları yaklaştığında, ecdadımızın yardımlaşma kültürünün ne kadar ince, ne kadar zarif ve ne kadar onur koruyucu olduğuna dair sayısız örnekten birini tozlu raflardan indirmek istiyoruz: Zimem Defteri Geleneği.

Bugün "askıda ekmek" veya benzeri uygulamalarla yaşatmaya çalıştığımız ruhun, yüzyıllar önceki en organize ve en nezaketli haliydi Zimem. Peki, nedir bu Zimem Defteri? Gelin, bu "gizli kahramanların" defterini birlikte aralayalım.

Kelime Anlamıyla "Zimem" Ne Demek?

Arapça kökenli bir kelime olan "zimmet", bir kimsenin üzerine aldığı yükümlülük, borç veya sorumluluk anlamına gelir. Günlük hayatta "zimmetine geçirmek" veya "zimmetlemek" gibi tabirlerle hâlâ kullanırız. "Zimem" ise bu kelimenin çoğuludur; yani "borçlar, yükümlülükler" demektir.

Dolayısıyla Zimem Defteri, en yalın haliyle mahalle bakkalının, manavının veya fırıncısının tuttuğu "borçlar defteri" ya da bugünkü tabirle "veresiye defteri"dir. Ancak Osmanlı toplumunda bu defter, sadece alacak-verecek kaydı değil, bir hayır yarışının başrol oyuncusuydu.

Bir İnsanlık Dersi: Zimem Geleneğinin Tarihçesi

Osmanlı mahalle kültüründe esnaf, sadece ticaret erbabı değil, mahallenin de bir parçasıydı. Darda kalanı bilir, parası olmayanı idare eder, borçlarını o meşhur sarı yapraklı deftere yazardı.

Bu gelenek, özellikle Recep ve Şaban aylarında, yani Ramazan-ı Şerif yaklaşırken zirve yapardı. Şehrin varlıklı kimseleri; paşalar, zengin tüccarlar veya saray eşrafı, çoğu zaman tebdili kıyafetle hiç tanımadıkları, genellikle de yoksul kenar mahallelere giderlerdi.

Rastgele bir bakkala veya fırına giren bu "gizli el", dükkan sahibine o meşhur soruyu sorardı: "Zimem defterin var mı?"

Esnaf defteri çıkardığında, bu hayırsever kişi ya borçların tamamını hesaplatır ya da rastgele sayfalar açtırarak; "Şu sayfadan şu sayfaya kadar olanların borcunu topla" derdi. Hesap çıkarılır, borç ödenir ve o sayfalar defterden yırtılıp atılırdı. Dükkandan çıkarken söylenen söz ise bu geleneğin ruhunu özetlerdi:

"Silenin de Allah hayrını kabul etsin, silinenin de..."
Bu Ramazan, hiç tanımadığınız bir kardeşinizin yükünü hafifletin.  Zimem Bağışı Yap

"Sağ Elin Verdiğini Sol El Görmeyecek"

Zimem defteri geleneğinin en muazzam yanı, dayandığı ahlaki ve manevi temeldi. Bu uygulama, ayet ve hadislerin hayata geçmiş en somut haliydi:

"Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır..."
(Bakara Suresi, 271. Ayet)

"Sağ elin verdiğini sol el bilmemeli."
(Hadis-i Şerif)

Bu sistemde harika bir denge vardı:

1. Alan Mahcup Değil: Borcu silinen fakir, kimin ödediğini bilmezdi. Böylece bakkala gittiğinde "borcum ödendi" sevincini yaşar ama kimseye karşı minnet yükü altında ezilmezdi.

2. Veren Kibirli Değil: Borcu ödeyen zengin, kime yardım ettiğini bilmezdi. Nefsine pay çıkarmaz, kibre kapılmaz, sadece Allah rızası için vermiş olurdu.

Kudüs Dostları Olarak Geleneği Yaşatıyoruz

Zimem defterleri belki bugün mahalle bakkallarında azaldı ama ihtiyaç sahiplerinin yükü, dünyanın dört bir yanında ve özellikle gönül coğrafyamız Kudüs'te hâlâ ağır.

Kudüs Dostları Derneği olarak, ecdadın bu ince düşüncesini, bu "onur kırmadan yardım etme" hassasiyetini günümüze taşımak istiyoruz. Bugünün Zimem defterleri; ödenmemiş faturalar, alınamamış erzaklar ve karşılanamamış temel ihtiyaçlardır.

Bu Ramazan, bir Osmanlı beyefendisi veya hanımefendisi zarafetiyle, tanımadığınız bir kardeşinizin yükünü hafifletmek için sizleri de bu kervana davet ediyoruz.

Paylaş